NATO Zirvesi’nde diplomasi masada değil, sofrada da kuruldu!

tarafından
21
NATO Zirvesi’nde diplomasi masada değil, sofrada da kuruldu!

Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne 22 yıl sonra yeniden ev sahipliği yaparken, zirvenin diplomatik gündemi kadar liderlere sunulan resmi akşam yemeği de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, uluslararası ilişkilerde gastronominin üstlendiği rolü değerlendirdi.

“Sofra diplomasisi” uluslararası ilişkilerin sessiz ama güçlü araçlarından biri

Uluslararası ilişkiler literatüründe “table diplomacy” ya da “sofra diplomasisi” kavramının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:

“Uluslarası zirvede diplomasi, yalnızca toplantı salonlarında yürütülmez, bazen sofrada da şekillenir. Örneğin; 4-17 Eylül 1978 – Camp David Anlaşmaları; Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin, ABD’deki Camp David Başkanlık Kampı’nda 13 gün boyunca birlikte yemekler yedi ve gayri resmi sohbetler gerçekleştirdi. Bu samimi ortam, 17 Eylül 1978’de imzalanan anlaşmaların ve sonrasında 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nın temelini oluşturdu. 28-29 Haziran 2019 – G20 Osaka Zirvesi Liderlerin çalışma yemekleri sırasında Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki temaslar, ABD-Çin ticaret savaşında geçici yumuşamaya katkı sağladı. Bu tarz yemekler oldukça önemli olup, Uluslararası ilişkilerdeki ‘sofra diplomasisi’ (table diplomacy) açısından oldukça önem taşır.”    

Menü seçimi yalnızca yemek belirlemek değildir

Prof. Dr. Arslan, diplomatik sofralarda hazırlanan menülerin tesadüfi tercihlerden oluşmadığına işaret ederek, “Bu tarz sofralarda yapılan menü seçimleri de oldukça önemlidir. Sofra diplomasisinde menü seçimi yalnızca ikram edilecek yemeklerin belirlenmesi değildir; ev sahibi ülkenin kültürünü, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi yansıtan stratejik bir unsurdur. Bunun önemli olmasının başlıca nedenleri şunlardır: Kültürel kimliği temsil eder, misafire verilen değeri gösterir, samimi bir iletişim ortamı oluşturur, ülke imajına katkı sağlar ve sembolik mesajlar içerir.” diye konuştu.

2026 NATO Zirvesi menüsü Türkiye’nin gastronomik haritasını dünyaya sundu

Prof. Dr. Müge Arslan, NATO Zirvesi’nde tercih edilen menünün Türkiye’nin farklı bölgelerini aynı sofrada buluşturan özel bir kurgu taşıdığına dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“2026 NATO Zirvesi’nde konuklara sunulan menü, Türk mutfağının zenginliğini ve kültürel mirasını dünyaya tanıtan önemli bir unsur oldu. Liderlere sunulan her lezzet, yalnızca bir yemek değil; aynı zamanda Türkiye’nin misafirperverliğini, gastronomi kültürünü ve yerel değerlerini yansıtan bir diplomasi aracı niteliği taşıdı. Çünkü doğru seçilmiş bir menü, ülkelerin hafızasında kalan en güçlü ayrıntılardan biridir. 2026 NATO Zirvesi’nin resmi akşam yemeği için açıklanan menüde, Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçilen ürün ve yemeklerin yer aldı.

Menüde; Taş fırın pide, Kayseri mantısı, deniz levreği veya dana kaburga, sütlü Nuriye, Maraş dondurması, Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat yaprağı ve firik pilavı gibi lezzetler tercih edildi.”  

Tek bir bölge değil, bütün Anadolu aynı sofrada buluştu

Prof. Dr. Arslan, bu tercihin bilinçli bir gastronomi stratejisi olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Çok ince düşünülerek hazırlanan bu menü; Gastronomi şölenin yanı sıra siyaset diplomasisinde verilen önemki sembolik mesajlar içeriyordu. Bu durumu bir nevi ‘Gastronomi Diplomasisi’ olarak da değerlendirebiliriz. Gastronomi diplomasisinde verilen bu mesajlar şöyle;

Türkiye’nin kültürel çeşitliliği: Menü tek bir bölgeyi değil; Karadeniz, İç Anadolu, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan ürünleri bir araya getirerek Türkiye’nin zengin gastronomik mirasını temsil ediyor.     

Yerel üretim ve coğrafi kimlik: Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı gibi yöresel ürünlerin seçilmesi, yerel üretime ve Anadolu’nun tarımsal çeşitliliğine vurgu yapıyor.

Gelenek modern sunumla buluşturuldu

Gelenek ile modernliğin buluşması: Kayseri mantısı ve Sütlü Nuriye gibi geleneksel yemekler, modern sunum teknikleriyle servis edilerek Türk mutfağının hem köklü hem de çağdaş yönü öne çıkarıldı. 

Misafir odaklı yaklaşım: Ana yemekte hem balık hem de kırmızı et alternatifi sunulması, farklı damak zevkleri ve beslenme tercihlerine saygıyı gösteren diplomatik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Gastrodiplomasi ülkelerin yumuşak gücünü artırıyor

Gastronominin günümüzde ülkelerin kamu diplomasisinin önemli unsurlarından biri hâline geldiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Yumuşak güç (soft power): Zirve öncesinde Türkiye, Türk mutfağını bir kamu diplomasisi aracı olarak tanıtan ‘gastrodiplomasi’ etkinlikleri düzenledi. Yetkililer, ortak sofraların resmî belgelerin bazen sağlayamadığı karşılıklı anlayışı geliştirebildiğini vurguladı. Bu da menünün yalnızca ikram değil, Türkiye’nin kültürel kimliğini ve misafirperverliğini anlatan bir iletişim aracı olarak kurgulandığını gösteriyor. Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı