Hasan Söyler: Türkiye siyaseti bir kişinin kaderine sıkıştırılamaz

tarafından
23
Hasan Söyler: Türkiye siyaseti bir kişinin kaderine sıkıştırılamaz

Yeniçağ Partisi Genelbaşkan Vekili Hasan Söyler: CHP bir kişinin kaderine, Türkiye de CHP’nin krizine mahkûm edilemez.

 

Yeniçağ Partisi Genel Başkanvekili Hasan Söyler, Türkiye’de son günlerde yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, ülke siyasetinin kişisel adaylık hesaplarına, parti içi çekişmelere ve yargı üzerinden yürütülen güç mücadelelerine sıkıştırılamayacağını söyledi.

Söyler, Türkiye’nin yalnızca iç siyasette değil, dünya dengelerinin yeniden kurulduğu bir dönemde de kritik bir eşikten geçtiğini belirterek, “Bir kişinin hukukunu savunmakla bütün bir ülkenin siyasetini o kişinin kaderine bağlamak aynı şey değildir. Hukuksuzluğa uğrayan herkesin hakkı savunulur. Ancak Türkiye’nin geleceği, hiçbir kişinin, hiçbir grubun, hiçbir dar siyasi hesabın konusu haline getirilemez” dedi.

“Dünya yeniden kurulurken Türkiye kendi içine hapsolamaz”

Söyler, Avrupa güvenlik mimarisinin değiştiğini, Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz’i doğrudan etkilediğini, Ortadoğu’da İran, Suriye, Irak, İsrail ve Körfez hattında yeni dengeler oluştuğunu, Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hak ve çıkarlarını ilgilendiren başlıkların her geçen gün daha kritik hale geldiğini belirtti.

“Dünya yeniden kuruluyor. Avrupa güvenlik arıyor, Ortadoğu yeni denge arıyor, Karadeniz savaşın gölgesinde, enerji yolları yeniden şekilleniyor. Türkiye bu tablonun kenarında değil, tam merkezindedir. Böyle bir dönemde Türkiye siyaseti iç kavgalara, kişisel siyasi gelecek hesaplarına ve günübirlik polemiklere hapsedilemez” ifadelerini kullandı.

Söyler, Türkiye’nin önünde ciddi fırsatlar bulunduğunu belirterek, “Bu fırsatları değerlendirebilmek için güçlü ekonomi, güçlü hukuk, güçlü diplomasi, toplumsal barış, milli birlik ve liyakatli kadrolar gerekir. Türkiye’nin ihtiyacı kişisel kurtuluş hikâyeleri değil, ortak gelecek aklıdır” dedi.

“Ölçümüz iktidar karşıtlığı değil, Türkiye’nin menfaatidir”

Yeniçağ Partisi’nin siyasi yaklaşımının Türkiye’nin çıkarları üzerine kurulu olduğunu ifade eden Söyler, iktidarın doğru adımlarının desteklenmesi, eksiklerinin tamamlanması ve yanlışlarının açık biçimde eleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Söyler şunları kaydetti:

“Bizim ölçümüz iktidar karşıtlığı değildir. Bizim ölçümüz Türkiye’nin menfaatidir. İktidar Türkiye’nin çıkarına bir adım attığında bunu desteklemekten çekinmeyiz. Ancak aynı iktidarın hukuku zedeleyen, demokrasiyi daraltan, toplumu kutuplaştıran, devlet yönetimini kişiselleştiren ve yargıyı siyasetin aracı haline getiren uygulamalarının da karşısında dururuz.”

Söyler, Türkiye’nin yönetim krizini aşabilmesi için iktidarın da muhalefetin de aynı sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerektiğini belirtti.

“Ülkeyi yönetenler de ana muhalefet de küçük hesaplarla değil, büyük Türkiye perspektifiyle konuşmak zorundadır. Türkiye’nin güvenliği, dış politikası, ekonomisi, toplumsal barışı ve devlet yönetimi dar kadro hesaplarına bırakılamaz” dedi.

“Hukuku muhalefeti terbiye etmek için kullanan iktidar devleti de zayıflatır”

Söyler, yargı kararları üzerinden siyasetin dizayn edilmesinin yalnızca muhalefete değil, devletin meşruiyetine de zarar vereceğini söyledi.

“Yargı bağımsızlığı herkes için gereklidir. Bugün bir siyasi partinin iç işleyişine yönelik yargı kararlarından memnuniyet duyanlar, yarın aynı yöntemin kendi kapılarını çalabileceğini unutmamalıdır. Hukuk, iktidarın siyasal mühendislik aracı haline gelirse, yalnızca muhalefet değil, devletin itibarı da zarar görür” dedi.

Söyler, muhalefetin iç krizlerinden medet umarak ülke yönetilemeyeceğini vurguladı:

“İktidar, muhalefetin iç krizlerinden medet umarak Türkiye’yi yönetemez. Muhalefeti zayıflatmak, iktidarın başarısı değildir. Ana muhalefetin zayıflaması Türkiye demokrasisinin zayıflamasıdır. Türkiye’nin güçlü iktidara olduğu kadar güçlü, sorumlu ve ülke çıkarlarını önceleyen bir muhalefete de ihtiyacı vardır.”

“Ana muhalefet bir kişinin hukuk dosyasına göre siyaset üretemez”

Söyler, hukuksuzluğa uğrayan herkesin yanında olunması gerektiğini ancak ana muhalefetin bütün siyasetini tek bir kişinin adaylığına, tutukluluğuna veya siyasi geleceğine bağlamasının doğru olmadığını ifade etti.

“Seçilmişlere yönelik hukuk dışı müdahalelere karşı çıkmak demokratik bir görevdir. Ancak ana muhalefet, herhangi bir ismin adaylık takvimine veya hukuk dosyasına göre değil, Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre siyaset üretmelidir. Bir kişinin hukukunu savunmak başka, bütün ülkenin siyasetini o kişinin kaderine bağlamak başkadır” dedi.

Söyler, ana muhalefetin yalnızca mağduriyet diliyle hareket edemeyeceğini belirtti:

“Türkiye’nin ana muhalefeti yalnızca itiraz eden, yalnızca mağduriyet anlatan, yalnızca krizlere cevap veren bir yapı olamaz. Ana muhalefet; dış politika vizyonu, ekonomi programı, güvenlik perspektifi, toplumsal barışı önceleyen yaklaşımı ve uluslararası temas kabiliyetiyle ülkeye güven vermelidir. Muhalefet, iktidara alternatif olduğunu sözle değil, hazırlığıyla göstermelidir.”

“CHP’nin krizi yalnızca CHP’nin meselesi değildir”

Söyler, CHP’de yaşanan tartışmaların yalnızca bir parti içi mesele olarak görülemeyeceğini belirterek, Cumhuriyet’i kuran partide yaşanan her krizin Türkiye’de muhalefetin niteliğini ve demokrasinin gücünü doğrudan etkilediğini söyledi.

“CHP’de yaşanan her gerilim, Türkiye’de iktidara alternatif üretme kapasitesini etkiler. Bu nedenle CHP’nin kendi iç sorunlarını kişisel husumetle, linç diliyle, tasfiye psikolojisiyle değil, kurumsal akılla çözmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

Söyler, parti içi değişim süreçlerinde kurumsal hafızanın yok sayılamayacağını vurguladı:

“Bir parti, kendi eski genel başkanlarını linç ederek yenilenemez. Kurumsal hafızasını yok sayan hiçbir hareket gerçek değişim üretemez. Değişim olabilir, liderler değişebilir, kadrolar yenilenebilir. Ancak değişim; eski yöneticileri siyasi mevta haline getirerek, parti emekçilerini itibarsızlaştırarak, farklı görüşleri düşmanlaştırarak yapılamaz.”

Söyler, mevcut yöneticilere yönelik yargı baskısının da eski yöneticilere yönelik siyasi linç dilinin de yanlış olduğunu söyledi.

“Bir tarafta yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabası, diğer tarafta parti içi hesaplaşmayı ahlaki sınırların dışına taşıyan linç dili varsa, kaybeden yalnızca bir parti olmaz. Kaybeden Türkiye demokrasisi olur” dedi.

“Ekonomik kriz milli güvenlik meselesine dönüşmüştür”

Hasan Söyler, Türkiye’nin derinleşen ekonomik sorunlarına da dikkat çekti.

“Hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, emeklinin geçim sorunu, genç işsizliği, üretim zayıflığı ve vatandaşın borçluluk düzeyi artık yalnızca ekonomik başlıklar değildir. Ekonomik kriz milli güvenlik meselesine dönüşmüştür. Çünkü ekonomik olarak zayıflayan bir toplum, dış baskılara, iç gerilimlere ve toplumsal çözülmeye daha açık hale gelir” dedi.

Söyler, Türkiye’nin üretim, teknoloji, tarım, enerji, eğitim, savunma sanayisi ve insan kaynağı alanlarında yeni bir kalkınma programına ihtiyaç duyduğunu belirtti.

“Devlet aklı dediğimiz şey, yalnızca güvenlik refleksi değildir. Gerçek devlet aklı, milleti güçlendiren akıldır. Vatandaşını yoksullaştıran, hukukunu zayıflatan, kurumlarını aşındıran, gençlerini umutsuzluğa sürükleyen bir yönetim anlayışı milli güç üretemez” ifadelerini kullandı.

“Dış politika iktidarın mülkü değildir”

Söyler, Türkiye’nin dış politikasının herhangi bir siyasi partinin mülkü olmadığını söyledi.

“Suriye, Irak, İran, Rusya-Ukrayna savaşı, Karadeniz güvenliği, Ege, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Afrika açılımı, Avrupa ile ilişkiler ve ABD ile temaslar Türkiye’nin stratejik dosyalarıdır. Bu dosyalar iktidarın propaganda alanı ya da muhalefetin suskun kaldığı başlıklar olamaz” dedi.

Söyler, muhalefet partilerinin de Türkiye’nin çıkarları için uluslararası temaslar geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

“Türkiye’nin çıkarları için Avrupa’da, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Afrika’da ve ABD’de temas kurmak yalnızca iktidarın görevi değildir. Muhalefet de bu ilişkileri sıcak tutmalı, dünyayı takip etmeli ve Türkiye’yi yönetmeye hazır olduğunu göstermelidir” dedi.

“Terörsüz Türkiye hedefi günlük siyasi pazarlıkların konusu yapılamaz”

Söyler, toplumsal barış, güvenlik ve terörsüz Türkiye hedefinin büyük bir sorumlulukla ele alınması gerektiğini belirtti.

“Türkiye’nin terörden arındırılması, toplumsal barışın güçlendirilmesi, Kürt vatandaşlarımızın demokratik haklarının güvence altına alınması ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün korunması birbirine karşıt hedefler değildir. Ancak bu süreçler şeffaflıktan, Meclis denetiminden, toplumsal rızadan ve hukuk devletinden koparılamaz” dedi.

Söyler, bu tür kritik süreçlerin günlük siyasi pazarlıkların veya kişisel dosyaların konusu yapılamayacağını ifade etti.

“Türkiye’nin barışı da güvenliği de kişisel siyasi hesaplara teslim edilemez. İktidar da muhalefet de bu başlıklarda milletin bilgisi dahilinde, hukuk içinde ve milli sorumlulukla hareket etmelidir” dedi.

“Türkiye’nin çıkarları koltuklardan büyüktür”

Hasan Söyler, açıklamasının sonunda tüm siyasi partilere aklıselim çağrısı yaptı.

“Yeniçağ Partisi olarak çağrımız nettir. Türkiye’nin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutalım. Hukuku herkes için savunalım. Muhalefeti kişisel hesapların değil, ülke sorumluluğunun zemini haline getirelim. İktidar doğru yaptığında destekleyelim, eksik yaptığında uyaralım, yanlış yaptığında karşısında duralım” dedi.

Söyler, Türkiye’nin bu dönemde rövanş siyasetine değil kurumsal akla ihtiyaç duyduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Türkiye siyaseti bir kişinin hukuk dosyasına, bir grubun koltuk hesabına ve iktidarın yargı mühendisliğine sıkıştırılamaz. Türkiye’nin ihtiyacı linç dili değil, aklıselimdir. Türkiye’nin ihtiyacı rövanş siyaseti değil, kurumsal akıldır. Türkiye’nin ihtiyacı yargı eliyle siyaset dizaynı değil, millet iradesidir.

Çünkü mesele kişiler değil, Türkiye’dir.

Mesele koltuklar değil, Cumhuriyet’in geleceğidir.

Türkiye’nin çıkarları koltuklardan büyüktür.”